American Atheists, Amerika’da ateistlerin vatandaşlık haklarını korumak amacıyla kurulmuş örgüttür. Aşağıda İngiliz mizah ve bilim-kurgu yazarı Douglas Adams’la aylık dergilerinde yaptıkları röportaj var. Röportajın orjinali resmi sitelerinden okunabilir.
AMERICAN ATHEISTS: Bay Adams, “radikal ateist” olarak tanımlandınız. Bu doğru mu?
DOUGLAS ADAMS: Evet. Sanırım radikal terimini geniş anlamda, sadece vurgulamak için kullanıyorum. Kendinizi “Ateist” olarak tanımladığınızda bazı insanlar çıkıp “’Agnostik’ demek istiyorsun herhalde?” diyeceklerdir. Buna geçekten Ateist demek istediğim şeklinde cevap vermem gerekiyor. Bir tanrı olduğuna gerçekten de inanmıyorum- aslına bakarsanız bir tanrı olmadığı kanısındayım (arada ufak bir fark var). Bir tanrı olduğuna dair zerre kadar kanıt görmüyorum. Gerçekten bunu kastettiğimi, bunun üzerinde epey düşünmüş olduğumu ve bunun ciddi olarak sahip olduğum bir fikir olduğunu vurgulamak açısından radikal ateistim demek kolaylık sağlıyor. Pek çok insanın bir görüşün böyle güçlü bir şekilde ifade edilmesi karşısında şok olması çok komik. Görünüşe göre biz İngiltere’de yüzeysel ne idüğü belirsiz bir Anglikanizmden, yüzeysel, ne idüğü belirsiz bir Agnostisizme kaydık – bence bunların ikisi de bir şey üstünde çok fazla düşünmek zorunda kalmama isteğinden dolayı seçiliyor.
Bir de sonra insanlar “Ama ne olur ne olmaz diye Agnostik kalmak kesinlikle daha iyidir.” derler. Bu, bana göre, öylesine bir aptallık ve kafa karışıklığı seviyesini gösterir ki genellikle içine çekilmektense bu konuşmadan uzaklaşırım. (Yanıldığım ve gerçekten bir tanrı olduğu ortaya çıkarsa ve hatta bu kuralcı, dua edelim de var olsuncu, Clinton-vari nüans buluculuk onun takdirini kazanıyorsa, zaten yine de ona tapmamayı tercih ederim.)
Başka insanlar nasıl olup da bildiğimi iddia ettiğimi soracaklardır. Bir-tanrı-olmadığına-dair-inanç, bir-tanrı-olduğuna-dair-inanç kadar mantıksız, kibirli vs. değil midir? Buna pek çok nedenden ötürü hayır cevabını veririm. Öncelikle bir-tanrı-olmadığına-inanıyor değilim. Bunun inançla ne alakası var anlamıyorum. Yere bir şey dökenin kendisi olmadığını söylediğinde 4 yaşındaki kızıma inanabilir ya da inanmayabilirim. Adalete ve sportmenliğe inanırım (bunları bütün başarı şanslarının aksine çabalayarak nasıl sağladığımızı bilmesem de) . Ayrıca İngiltere’nin Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliğine girmesi gerektiğine de inanırım. Bu konuyu donanımlı biriyle enine boyuna tartışacak kadar iktisadi açıdan donanımlı olmasam da, bildiğim az bir şeyin, biraz içgüdüyle desteklenmesi beni doğru seçeneğin bu olduğu sonucuna götürüyor. Rahatlıkla yanılıyor olabilirim, ve bunu biliyorum. Bunlar bana inanma sözcüğünün meşru kullanımları olarak görünüyor. Akıldışı anlayışların haklı sorulardan korunması için kalkan işlevi görmesi konusuna gelince bence bu sözcük epey kabahatli. Yani, bir-tanrı-olmadığına-inandığım falan yok. Ben, bir tanrı olmadığı kanısındayım, bu tamamen farklı bir olaydır ve beni ikinci nedenime götürüyor.
Ben son zamanların moda var sayımı olan her görüşün kendisine denk ya da karşıt olan diğer görüşler kadar saygıya değer olduğu düşüncesini kabul etmiyorum. Benim görüşüm ayın kayalardan oluştuğudur. Eğer biri bana “Gidip görmedin, öyle değil mi? Kendi gözünle görmediğine göre benim ayın Norveç peynirinden oluştuğuna dair görüşüm de aynı derecede geçerlidir.” derse tartışma zahmetine bile girmem. İddiayı kanıtlama yükümlülüğü diye bir şey vardır ve tanrı konusunda, tıpkı ayın yapısı konusunda olduğu gibi bu ciddi bir kayma gösterdi. Tanrı eskiden sahip olduğumuz en iyi açıklamaydı, ve şimdi çok daha iyilerine sahibiz. Tanrı artık hiçbir şeyin açıklaması olmadığı gibi kendisi büyük miktarda açıklanmaya ihtiyaç duyan bir şey haline geldi. Bu yüzden tanrının olmadığı kanısına varmış olmanın tanrının varlığına inanmak kadar mantıksız ve kibirli bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda hiç de denklik olduğunu düşünmüyorum.
AMERICAN ATHEIST: Ne zamandan beri inançsızsınız ve sizi bu farkındalığa ne getirdi?
DNA: Klasik hikayedir. Ergenlik dönemimde dinine bağlı bir Hristiyandım. Ailemden geliyordu. Hatta okul kilisesinde bile çalışmışlığım vardır. Sonra bir gün 18 yaşlarımda, yolda yürüken bir sokak vaiziyle karşılaştım ve saygı gereği durup dinledim. Dinledikçe tamamen saçmalamakta olduğunun ve bu konu üzerinde biraz kafa yormam gerektiğinin ayırdına vardım.
Konuyu biraz yüzeysel anlattım. Saçmalamakta olduğunu fark ettim derken kastettiğim şu. Tarih, fizik, latince, matematik öğrenerek geçirdiğim yıllarda tartışma standartları, kanıtlama standartları, mantık standartları diye bir şeyler olduğunu (zor yoldan) öğrenmiştim. Aslına bakarsanız tam da farklı mantık hatası çeşitlerini birbirinden ayırmayı öğreniyorduk ki birden bu standartların dini konular için geçerli olmadığını fark ettim. Din derslerinde bizden, mısır kanunlarının neden kaldırıldığını desteklemek için bile söylense saçma ve çocukça bulunup gülünecek ve -mantık ve kanıtlama açısından- düpedüz yanlış olan argümanları saygıyla dinlememiz isteniyordu. Neden böyleydi?
Tarihte olaylara neden ve sonuçlarına dair anlayış bir yorum meselesi olsa da, ve yorum pek çok açıdan bir düşünce meselesi olsa da bu düşünceler ve yorumlar iddia ve karşı iddiaların çapraz ateşi altında bilenirler, hala ayakta kalabilmiş olanlar yeni nesil tarihçilerin getireceği yeni gerçek ve mantık sınamalarına tabi olur – ve bu böyle gider. Tüm fikirler eşit değildir. Bazıları diğerlerinden daha sağlam, daha karmaşık ve mantık ve tartışma açısından daha desteklidirler.
Ben fiziğin dine uygulanamayacağı görüşünden çoktan haberdar ve (korkarım) onu kabul etmeye yakın idim, çünkü ikisi farklı “gerçekliklerle” ilgiliydi. (şimdi bunun bir zırva olduğunu düşünüyorum, ama devam edelim…) Beni sarsan şey dini düşünceleri destekleyen iddiaların, tarih gibi aynı derecede yoruma ve düşünceye dayanan bir şeye ait sağlam iddiaların yanında ne kadar zayıf ve aptalca olduğuydu. Aslında bu iddialar utanç verici derecede çocukçaydı. Bunlar tüm diğer entelektüel alanlarda normal olan açıktan bir sınamaya tabi olmuyordu. Neden olmuyordu? Çünkü bunun karşısında ayakta kalamazlar. Böylelikle agnostik oldum. Ve düşündüm, düşündüm, düşündüm. Ama devam edecek donanıma sahip değildim, bu yüzden bir çözüme varamadım. Tanrı düşüncesi konusunda son derece süpheliydim, ama hayat, evren ve her şeye dair iyi çalışan bir açıklama modeli olarak yerine koyacak hiçbir şey hakkında yeterli bilgim yoktu. Ama devam ettim, okumayı ve düşünmeyi sürdürdüm. 30’larımda evrimsel biyolojiyle ilgilenmeye başladım, özellikle Richard Dawkins’in Gen Bencildir ve daha sonra Kör Saatçi kitaplarıyla ve sonra birden (sanırım Gen Bencildir’i ikinci okuyuşumda) her şey yerli yerine oturdu. Sarsıcı basitlikte bir kavramdı ama doğal olarak yaşamın tüm sonsuz ve gizemli karmaşıklığına yol açmıştı. Bunu bende uyandırdığı hayranlığın yanında insanların dini deneyimler için söylediği hayranlık gülünç kalır. Anlayıştan gelen hayranlığı, her zaman cehaletten gelen hayranlığa tercih ederim.
AMERICAN ATHEIST: Hayranlarınızla bir konuşmanızda ateistliğinize gönderme yaptınız (“… bu gerçekten tanrıya inandığım nadir zamanlardan biriydi”). Ateistliğiniz hayranlarınız, arkadaşlarınız ve meslektaşlarınız arasında bilinen bir şey midir? Arkadaş ve mesleki çevrenizdeki insanların çoğu da ateist mi?
DNA: Bu benim için biraz anlaşılması güç bir soru, ve sanırım işin içinde kültürel farklılıklar var. İngiltere’de ateist olmak öyle büyük bir mesele değil. Yalnızca bir konu hakkındaki düşüncelerini, tarafsız bir yüzeyselliğin daha uygun görüldüğü konularda, güçlü bir şekilde ifade eden insanlar hakkında hafif bir rahatsızlık var – bu yüzden ateizmdense agnostisizm tercih ediliyor. Ve agnostisizmden ateisme geçiş bence pek çok insanın girişmeye hazır olmadığı bir entellektüel uğraş gerektiriyor. Fakat bu çok büyük bir mesele değil. Tanıdığım insanların bir kısmı bilim adamı ve onlar arasında ateizm normal olan. Sanırım bunu dışında tanıdığım çoğu insan agnostik ve bir kısmı ateist. Eğer arkadaş, aile ve iş çevremde tanrı’ya inananları arayacak olursam muhtemelen daha yaşlı ve (dürüst olmak gerekirse) daha az eğitimli olanlara bakmam gerekir. Bir ya da iki istisna var. (nerdeyse “saygı değer istisna” diyecektim ama gerçekten böyle düşünmüyorum.)
AMERICAN ATHEISTS: Arkadaş, aile ve iş çevreniz sizi ne sıklıkla ateizmden “kurtarmaya” çalışıyor?
DNA: Kesinlikle hiçbir zaman. İngiltere’de böyle bir köktencilik yok. Belki bu tam olarak doğru olmayabilir. Fakat (burda korkunç derecede kibirli olacağım) sanırım böyle insanlarla karşılaşmamaya çalışıyorum, tıpkı gündüz vakti yayımlanan pembe dizileri izleyenlerle ya da National Enquirer okuyanlarla karşılaşmamaya çalıştığım gibi. Ve genellikle nasıl cevap verirsin? Zahmet bile etmem.
AMERICAN ATHEISTS: Profesyonal yaşamınızda ateist olmanız nedeniyle hiçbir engelle karşılaştınız mı (ateistlere karşı geri kafalılık gibi), ve bunla nasıl başa çıktınız? Bu ne kadar sık olur?
DNA: En ufak bir şeyle karşılaşmadım. Bu alakasız bir düşünce.
AMERICAN ATHEISTS: Kitaplarınızda tanrı ve dine pek çok eğlenceli gönderme var (“… adamın birinin ağaca çivilenmesinden 2000 yıl sonra”). Ateistliğiniz edebiyatınızı nasıl etkiledi? Hangi karakter ve durumlarda kendi dini düşünceleriniz daha doğru yansıtıldı?
DNA: Din beni büyülüyor. (Bu ona inanmaktan tamamen farklı!) insan ilişkilerinde hesaplanamayacak derecede büyük br etkisi oldu. Nedir bu? Neyi temsil eder? Niye bunu icad ettik? Nasıl devam ediyor? Nereye varacak? Bunları eşeleyip uğraşmayı severim. Yıllar boyunca bunun hakında o kadar çok düşündüm ki bu büyülenmişlik yazılarıma döküldü.
AMERICAN ATHEISTS: Ateist hayranlarınıza ne mesaj göndermek istersiniz?
DNA: Selam! Naber?
2 Yorum
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın





douglas adams’ın kısaltması neden dna?
douglas noel adams
yalnız american atheists çok kötü sorular sormuş sanki. ingilizlerin karşısında amerikalılar ortaçağda yaşıyormuş gibi görünmüş.