Hep merak etmişimdir acaba Yaratılışçılığa inananlar dinazorları teorilerinde nereye yerleştiriyorlar: Ademle Havva’nın öncesine mi sonrasına mı? Ya da…?
“Bi dakka…
KAHRETSİN! DİNAZORLAR!
“Kahretsin kahretsin kahretsin kahretsin”
Biyoloji kitaplarında hem Yaratılışçılık (bilimselmiş gibi görünmeye çalışan
adıyla “Akıllı Tasarım”) hem de Evrim teorisinin yer alması gerektiğini savunan
görüşü eleştiren bir karikatür.
“Her iki teoriyi de öğretin… Bırakın çocuklar karar versin.
Kimya – Simya
Prenoloji – Nöroloji
Sihir – Fizik
Astroloji – Astronomi”
“Hayali arkadaşa sahip olmak için biraz büyük değil misiniz?”
Kadının üstünde: “Ben onunlayım.”
“Hayali arkadaşı olan yetişkinler aptaldır.”
“Zihninizi atıklarla doldurmadığınız için teşekkür ederiz.”
“Hıristiyanlar ateistleri nasıl görüyor. Ateistler hıristiyanları nasıl görüyor.”
Bir de ne kadar saçma olursa olsun inançlarını eleştirdiğimizde saygısızlık
ettiğimizi söyleyenler vardır. Din ve vicdan özgürlüğü en basit anlamıyla inanç
ve düşünceleriniz nedeniyle kimsenin sizi cezalandıramayacağı ve
öldüremeyeceği anlamına gelir, dininizin eleştirilemeyeceği anlamına değil.
Siyasi görüşleriniz eleştirilebiliyorsa dininiz neden eleştirilemesin?
“- Ben dünyanın iki öfkeli kurbağa Uzay-Tanrısı ile savaşınca oluştuğuna
inanıyorum.
- Bu aptalca.
- Bu benim dinim.
- Ve ben saygı duyuyorum.”
“Tanrı’n şimdi nerde?”
“Bugün dünyanın her yerinde ateistler sokaklara dökülerek Danimarka’da
yayınlanan, hiçkimseyi kafasında bombayla gösteren bir karikatüre karşı
tepkilerini gösterdiler.”
Tabii ki de Yiğit Özgür.
40 Yorumlar
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın












sonuncusu komikmiş
şu limon şeyi da bayaa saçma olmuş
aynen öyle ateistleri ingiliz bi ırkçının izinden giden şeytanlar olarak görüyorum.
ha ha ha ingiliz ırkçı dediğin darwin döneminde köleliğe karşı mücadelede önde gelen insanlardandı.
herkes afrikalıların farklı ve aşağı olduğunu söylerken o aslında herkesin afrikalı olduğunu söylemiştir.
http://www.mumsema.net/dusunurler-flozoflar/197477-darwinin-turk-dusmanligi.html
Şu sayfayı biraz incele ne demek istediğimi anlarsın.
off inanamıyorum ya. bu harun yahya’nın yıllardır kullandığı propaganda malzemesi. bazen sizler harun yahya’dan başka birşey okumuyor musunuz diye düşünüyorum ya da harun yahya hiç mi kendini geliştirmiyor hep aynı şeyler. bu komik propagandayı ilk okuduğumda 12 yaşındaydım.
öncelikle burda bir çeviri “hatası” var. orijinaliyle karşılaştıralım:
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM
The more civilized so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.
daha çok medenileşmiş olan, caucasian denilen ırklar var oluş mücadelesinde türkleri feci şekilde yenmiştir. dünyanın çok uzak olmayan bir tarihine bakıldığında, ne çok sayıda aşağı ırk dünyadaki daha yüksek medeniyete sahip ırklar tarafından elenecektir.
farkı görebildiniz mi?
1. darwin’in mektubunda “barbarlık” sözcüğü geçmiyor.
2. avrupalı değil caucasian diyor.
3. medenileşmiş yüksek ırklar değil, daha yüksek bir medeniyete sahip ırklar diyor.
4. “bu tür aşağı ırklar” demiyor. ne kadar çok sayıda aşağı ırk diyor.
yahya’nın emrinde boğaziçi mezunu beyni yıkanmış çok iyi tercumanlar olduğunu ve bunlara habire evangelist klisesinin evrim karşıtı kitaplarını çevirttiğini bildiğimize göre bunlar çeviri hatası mı? profesyonel çevirmenler bu basit cümleleri doğru anlayacak ingilizceye sahip değil mi?
2. hata yalnızca harun yahya’nın okurlarını aptal yerine koyma eylemlerinden biri daha olabilir. bu o kadar önemli değil caucasian (kafkasyalıya benzeyen demektir ve beyaz ırk anlamında kullanılır) yerine “halkın anlayacağı” şekilde avrupalı demiş olabilirler. (ki yine de parantez içinde caucasian olduğu belirtilmeliydi.)
neyse asıl önemli olanlar diğerleri. burda yahya çabuk gaza gelen sevgili türk milletinin damarına basmak için araya barbar sözcüğünü katıyor.
aslında darwin’in mektubundan türklerin aşağı olduğu ve yok edileceği değil sadece beyazlar tarafından feci bir şekilde yenilmiş (osmanlının feci şekilde yenildiği konusunda itirazı olan?) olduğu sonucu çıkıyorken harun yahyalar “bu tür aşağı ırklar” lafını ekleyip “bu tür” ile de türkleri kastedip yazıdan türklerin aşağı olduğu sonucunu çıkarıyorlar.
yüksek medeniyete sahip ırk yerine medenileşmiş yüksek ırk demeleri de çok önemli. çünkü darwinin yüksek medeniyete sahip ırk tanımı “lower races” aşağı ırklardan da ne kastettiğini açığa çıkarıyor, darwin aşağı -medeniyete sahip- ırk demektedir ve bu harun yahyanın işine gelmemektedir. zaten darwinin teorisinde türler aşağı, yüksek; ilkel, gelişmiş diye sıralanmaz. darwin’e göre şu an yaşayan bütün türler (balık, insan, şempanze…) modern canlılardır hiçbiri ilkel ya da aşağı değildir. ilkel, çok eskilerde yaşamış şimdi var olmayan canlılara denir.
neymiş? darwin ırkçı değilmiş. darwinin bu yazdıklarının arkasında değil ırkçı, milliyetçi bir motiv bile yoktur.
tabii darwini ırk kavramından söz ettiği için ve medeniyetleri aşağı, yüksek diye ayırdığı için eleştirebiliriz. bilim bugün ırk diye birşeyin olmadığını kanıtlamıştır, bu yüzden kim aşağı kim yüksek diye tartışmanın anlamı yoktur. fakat darwin’in zamanında herkes ırkların var olduğuna ve batı medeniyetinin en iyisi olduğuna inanıyordu, o da çocukluğundan beri ona kesin doğru olarak dayatılan bu görüşleri sorgulamamış belli ki.
peki canlılardaki kusursuz tasarıma ne diyceksin.
:D bunun darwin ve ırkçılıkla ne ilgisi var anlayamadım… ama canlılarda kusursuz bir tasarım yoktur.
canlılar şaırtıcı ve muhteşemler ama kusursuz değiller.
örneğin insan çenesi genllikle 32 dişi sığdıramayacak kadar küçük. bu yüzden 20lik dişler pek çok kişi için sorun yaratıyor. benim 4 20lik dişim de ameliyatla alındı. pek çok insan ameliyata ihtiyaç duymuyor ama bu sonradan çıkan dişler diğer dişlerini yamultuyor. üstelik bu salak dişler son derece gereksiz diğer azı dişleri zaten öğütme için yeterli. ayrıca büyük çeneli insanlarda hiç sorun çıkarmadan çıksalar da çok çabuk çürüyorlar çünkü abuk bir yerden çıkıyorlar, temizlemeleri çok zor. bazı insanlarda 4 tane olması gereken 20 yaş dişi ya eksik sayıda olur ya da hiç bulunmaz, çünkü körelmiş bir organdır ve yok olmaya yüz tutmuştur. (dikkat: körelmiş işlevsiz demek değildir)
niyetim seninle tartışmak değil ama:
peki canlılar nasıl birden bire suyun içinden tesadüfler sonucu çıkıyor.Bi yaratıcının onları yoktan var etmesi gerekmezmi?
öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım:
CANLILAR TESADÜFEN OLUŞMAMIŞTIR VE EVRİMCİLER CANLILARIN TESADÜFEN OLUŞTUĞUNU SÖYLEMEZ
bu da yine yaratılışçıların bir çarpıtması, önce evrimcilerin böyle dediğini iddia edip sonra canlıların neden tesadüflerle oluşamayacağını açıklıyorlar ve böylece evrimi çürüttüklerini sanıyorlar fakat çürüttükleri görüşün evrimle alakası yok.
evrimde rastlantısal mutasyonların yeri vardır ama bunlar tek başına hiçbir işe yaramazlar. bir de bu mutasyonlar içinden işe yararları şeçip kötüleri eleyen bir mekanizma olmalıdır bu da doğal seçilimdir. bu iki mekanizmayı (mutasyon ve doğal seçilim) kabul edenler bunun mantıksal sonucu olarak evrimi de kabul etmiş olurlar. bu yüzden evrime karşı çıkanların bu iki mekanizmadan en az birinin yanlışlığını göstermeleri gerekir. yaratılışçılar ingiliz güvelerinde olduğu gibi pekçok açık kanıtı olan doğal seçilime karşı çıkamıyorlar, bu yüzden mutasyon kısmını çürütmek zorunda kalıyorlar. mutasyonların var olduğunu da inkar edemezler, bunun için de (eminim duymuşsundur) mutasyonların iyi sonuçlar veremeyeceğini hiçbir yararlı mutasyon olmadığını iddia ediyorlar. ve bu noktada aslında son sözlerini söylemiş oluyorlar çünkü HIV taşıyıcısı olup AIDS olmayan insanlar gibi pek çok yararlı mutasyon örneği de var.
bütün tezleri çürümüş olan yaratılışçıların bu noktadan sonra tek yaptıkları daha önce söyledikleri çürütülmüş tezleri tekrarlayıp konuya uzak olan insanları etkilemeye çalışmak.
yoktan var edilmeleri gerekmez, bütün canlıların yapıtaşları doğadaki elementlerdir, yoktan değil doğadan gelmekteyiz. canlıların nasıl oluştuğunu ve nasıl sudan çıktığını anlatmam çok vaktimi alır, yani burda anlatacağıma makale olarak yazarım daha iyi bunun yerine sana bir kaç makale önereyim:
http://www.evrimteorisi.org/?p=63 (baş kısımlarını atlayabilirsin)
http://www.evrimteorisi.org/?p=173#evrim_nedir
http://www.evrimteorisi.org/?p=173#ya%C5%9Fam%C4%B1n_k%C4%B1sa_tarihi
sorunun asıl cevabı en sondaki yalnız onu okuyabilirsin fakat evrimin nasıl işlediğini anlamıyorsan üsttekilere de bir göz atman yardımcı olabilir.
sorun olursa ben burdayım =)
gerçekten evrimi öğrenmek istiyorsan “kör saatçi”yi okuyabilirsin. son iki linkteki makaleyi baştan sona okuman da büyük ölçüde anlamanı sağlayacaktır. evrim hakkındaki en büyük yanılgı basit bir teori sanılmasıdır. pek çok insan (evrimi kabul edenler dahil) nasıl işlediğini anlamıyor. evrimin karmaşıklıkta kuantumdan aşağı kalır yanı yok, evrimi öğrenmek emek harcamayı gerektiriyor.
hahaha. burcu sen evrimini tamamlamamışsın bence. ciddiyim. kıza sorular soruyosun hepsini cevaplıyor sana (materyalist yani) gayet mantıklı biçimde, hala yeni sorularla geliyosun onları da cevaplıyor sonra laf bulamayınca ”peki bunlar kendiliğinden mi oluşuyor” falan gibi sığıntı laflara başvuruyorsun tekrar.
o parantezi yanlış yere koymuşum ”kıza” nın yanına koysaymışım keşke
daha yakışıklı dururmuş
cehennemde allahım beni affet diyceksiniz. ama her şey için çok geç olucak.orda evrimin karmaşıklığını bol bol anlatırsın korkma sakın
müslümanoğlu’na
cehennemde allah a ”lan ibne sende doğru düzgün bi kitap gönderseydin. o ne öyle yok ‘iki kadının şahitliği bir erkeğinkine bedeldir’ falan.” diyicem.
sonra da zebanileri kafaya alıcam, izzet yıldızhan a şarkı söyleticem biz de zebanilerle halay çekicez. cehennemi böyle şenlik yerine çeviricez. paris hilton, jenna jameson falan hepsi orda zaten. çılgın partiler, dans, neşe !! işte bu ! . sen de hz muhammet in dizinin dibinde oturup ilahi dinlersin cennette. hahahaha. allah arada bir kameradan cehennemi kontrol ederken bizi görür, neşemizi gördüğü zaman dayanamaz o da gelir. ama merak etme bu materyalist hıyarını almicam aramıza. fanatik ateistlerden hiç hoşlanmam : P allah iyi adam aslında ama siz onu canavara çevirmişsiniz. allah bence çok komik neşe dolu bi adam. onunla sek sek oynamak isterdim. umarız oynayabiliriz birgün… (hafif buruk bir duygu geldi. ama inanıyorum bu gün gelecek)
ooo sedat bakıyorum imana gelmişsin. öte dünya planları yapman ne şirin…
sedat bir gün ölür ve kendini cehennemde bulur. doğal olarak biraz tırsar. resepsiyon masasındaki memur iblisin yanına gider.
iblis: ne o, iyi görünmüyorsun?
sedat: ee cehennemdeyim.
iblis: merak etme cehennem çok eğlenceli bir yerdir. mesela içki içer misin?
sedat: evet, içerim.
iblis: o zaman pazartesileri çok seveceksin. pazartesi alkol gecesidir. şarap, tekila, viski… her çeşit alkollü içecekten istediğin kadar tüketebilirsin ve sağlığın hakkında endişelenmene, vücuduma girmesin falan demene gerek yok zaten ölüsün. pazartesileri seveceksin. sigara içer misin?
sedat: evet içerim.
iblis: güzel, o zaman salıları çok seveceksin. salı günleri cehennem sakinleri en iyi puro ve sigaralardan istediği kadar içer. salıları seveceğinden eminim. halay çekmeyi sever misin?
sedat: vay be tam da böyle hayal etmiştim. halay çekmek için sabırsızlanıyorum.
iblis: harika o zaman çarşambalara bayılacaksın. izzet yıldızhan eşliğinde halay çekiyor insanlar. paris hilton, jenna jameson falan da var. uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanır mısın?
sedat: kullanmışlığım vardır.
iblis: güzeel güzeel. o zaman perşembeleri seveceksin. perşembeleri sabahtan akşama uyuşturucu kullanılır burda. her türlü maddeyi deneyebilirsin. ve overdose gibi bir endişen olmasın, biliyorsun, zaten ölüsün. perşembeleri cidden seveceksin.
sedat: harika.
iblis: peki eşcinsel misin?
sedat: ıhh… hayır!?
iblis: hmm… cumalardan nefret edeceksin.
cennette emine şenlikoğlu ile birlikte kalacağıma, cehennemdeki cuma günlerini kabul ederim ve çarşambanın keyfini çıkartırım. ayrıca kendimi eşcinsel psikolojisine sokup cumalardan da keyf alabilirim. sorun yok kimse endişelenmesin
homofobik olmadığın için seni tebrik ederim.
ben cehennemde part-time çalıştığım için (resepsiyonist olarak) lucifer’le aram iyi, cuma günleri konusunda sorun yaşarsan söylerim bi çaresine bakarız.
Ben cehennemde izzet yıldızhanla halay çekmek istediğime emin değilim. Paris hiltondan da hiç hazzetmem zaten. Ama materyalistin cehennem programından daha kötü değildir eminim:
Pazartesi: Marx’la sosyalizm sohbetleri (başka bir cehennem mümkün! Haftanın konuğu: troçki)
Salı: Darwin’le evrim üzerine (harun yahya cennetten canlı bağlanacak- cehenneme erişim engellendi.)
Çarşamba: Küresel ısınıyoruz paneli (so what?)
Perşembe: Peta hayvan hakları toplantısı (neden ölü hayvan yememeliyiz?)
Cuma: Freud’la psikanalizin temelleri
Cumartesi-Pazar: cehennem rock fest:
John Lennon(hala imagine diyor evet), Bob Marley(no god no cry), Metallica(where i lay my head is fire), System of a down (doğu ezgilerinden seçmece)
gülden de yorum yapsın sıkıldım ama
hahahahaha gülmekten öldüm bu ne yaaaa
allah zeus filanda gelir coşarız.Spagetti canavarı da gelse süper olur.Ortaya atatürk gelir nutuğu okur gandhi Hindu tanrısıyla dans ederfilan hindistanlılar hindulardan gandhi hindu die tezahuratlar geliR.Süper bi disko olur.
Roc,nroll ateşli rock festivali
Buse Ve Müslüman kardeşleri:Affedersiniz önceki yorumlarım için evrimimi henüz tamamlamadığım için saçma yorumlarda bulundum.Müslüman kardeşlerimle birlikte özür diliyorum.:D
materyalistin cehennem programı cidden kötüymüş. cennete gitmeyi tercih ederim : P. ayça sen de bi sus yaa cehennem fantezimin içine ettin. ne o yok atatürk yok zeus gandhi falan. gandhi dünyanın en salak heriflerinden biridir ayrıca. adam diyor ki : ”yemek yerken sadece görev bilinci ile yiyin zevk için yemeyin” ya da ” sadece görev bilinci ile çocuk yapmak için sex yapın zevk için yapmayın” ulan salak herif o zaman ne diye yaşıyorum ? kendimi öldüreyim daha iyi. baktığım şeyden zevk almayacaksam, duyduğum şeyden zevk almayacaksam, dokunduğum şeyden zevk almayacaksam niye yaşıyorum ben ? gandhi yi cehennemde ayrı bi odaya koyarlar inşallah bütün keyfimi kaçırır o salak herif. (sultan lucifer a söylersen bu konuyu sevinirim : P )
gandhi’nin salak olduğunu da osho’dan mı öğrendin? düşünelerini hiç bilmediğin insanlar hakında tek bir sözlerinden yola çıkarak acayip kesin yargılara varıyorsun.
gandhi takdir edilesi bir insandır, insan hakları mücadelesinde dünyanın heryerindeki aktivistlere şiddete şiddet kullanmadan direnen bir sivil itaatsizliği öğretmiştir.
“önce seni görmezden gelirler. sonra sana gülerler. sonra seninle mücadele ederler. sonra sen kazanırsın” gandhi
“sana barış sunuyorum. sana sevgi sunuyorum. sana dostluk sunuyorum. senin ihtiyaçlarını işitiyorum. senin duygularını duyumsuyorum. benim bilgeliğim en yüce kaynaktan akıyor. ben sendeki o kaynağı selamlıyorum. izin ver de birlikte dayanışma ve sevgi için çalışalım.” gandhi
gandhi nin ”görev bilinci yaşamak” hakkındaki düşüncelerini biliyorum. hakkında başka da bişey bilmiyorum.
osho ya bilip bilmeden laf atıp durmayı da bırakman lazım. diyosun ki ”adam kendini peygamber ilan etmiş” falan. osho, isa nın buddha nın lao tzu nun aydınlanmış adamlar olduğunu söylüyor ama onların takipçisi olunmaması gerektiğini söylüyor. (aynı şekilde kendisinin de) takipçiliğin çok kolay bir yol olduğunu ve insana hiçbirşey kazandırmayacağını, bir ota dönüştüreceğini söylüyor. osho çok tehlikeli bir adam. bu nedenle amerika da ajanlar tarafından zehirlendi. ama geçenlerde bir internet sitesinden dünya dinlerini araştırırken ”OSHOCULUK” diye bir din gördüm. etraf gerizekalı ot kaynıyor, herşey yanlnış anlaşılmaya çok müsait. osho öldükten sonra çıkarttıkları gerzekçe bişey. ben osho nun takipçisi falan değilim. osho nun dikkatle dinlenmesi lazım. sen sürünün bir parçasısın sultan. seni eshefle kınıyorum kahrolası pislik.
”Ne zaman doğal olursan bunun anlamı, önceden planlanmış bir fikre göre hareket etmiyorsun demektir.” OSHO
=)
”görev bilinci ile yaşamak” olacaktı orası. evet bi düşünceden yola çıkarak kesin yargılara varıyormuş gibiyim. ama böyle düşünen bir adamla beraber olmak sıkıcı olur. her ne kadar direnişçi falan da olsa
hahahahac
Müslümanoğlu adlı arkadaş bi yorum yazdı.başladı cehennem programları
ordan ganhiye ordan oshoya geldi. hahaahahahaha
artık siz kabulleniyosanız.siz kafirler ve diğer putperestler(yahudi,hinduv.b)
sedat
cehennemde allah nası biçim bi kitap indirmiş anlarsın seni kahrolası pislik
Materyalist
Pastafaryan
Açelya
Ayça
Sedat
Ve onun gibiler
inkar etsenizde etmesenizde o cehenneme gireceksiniz hemde sonsuza kadar.
öff hakkaten ne güzel cehennem programları yapıyorduk. gene sıkıcı sıkıcı muhabbetler.. neymiş efendim gandhi oshoyu dövermiş. neyseki müslümanoğlu aramıza döndü de biraz neşem yerine geldi.
müslümanoğlu,
seni seviyorum çılgın şey =))
seni kahrolası pislik –> cnbc-e altyazı türkçesi =P
zebaniler cehenneme götürürken beni, yanımdan etrafında hurilerle geçmeni ve bana bakıp orta parmağını göstermeni istiyorum. suratında da jim carry ifadesi olsun lütfen. ‘’seni kahrolası pislik gördün mü gününü” demeyi de unutma.
ama ben cehennemde ortamımı kurarım merak etme. ilk bi hafta biraz hırpalarlar beni sonra zebanilerle poker masasını kurar keyfimize bakarız
O zaman size soruyorum.70-80 yıl yaşayıp sonrada toprak olup gidiceksek
yaşamanın kime ne yararı var.
evrende hep enerji vardı ve hep var olacak. sen de o enerjinin bi parçasısın. enerji senin şu an bu şekilde olmanı istedi. sen de onun keyfini çıkart işte. hiç bir zaman tamamen yok olmayacağız.
bir insanın içinde uyanan en büyük güç, ölümsüzlük gücüdür !
bi dakka enerji hep varmı yani nası oluo bu iş Hadi onuda geçelim tanrı varsa tanrı nası hep var oluo Bu başlı başına bi paradoks tur bence.Ölümsüzlük sonsuzluk ne bu yyaaaaa offf psikiyatra görünmeliyim.
ayça sen sedat’a bakma o materyalist (maddeci) değildir. olaya maddeci bir açıdan bakarsak enerji hep vardı dersek allah ezeli ve ebedidir düşüncesine inanmamamız için de bir sebep kalmaz, pek bir farkları yok. enerji yoktan var edilemez ve yok edilemez yani evren var olduğundan beri hep vardı. fakat biz zaten bilimsel yasalara göre evrenin de bir başlangıcı ve sonu olması gerektiğini düşünüyoruz. bizi oluşturan atomlar ve vücudumuzdan gelip geçen enerji biz doğmadan önce de vardı, biz öldükten sonra da var olacak. Buna ölümsüzlük denir mi? bence denmemeli çünkü zaten bizim ölümsüzlüğümüz müteşekkül olduğumuz enerji ve maddenin ölümsüzlüğünden geliyorsa biz her an her saniye yok olup başka bir varlıkolarak yeniden oluşuyoruz. hücrelerimiz sürekli ölüyor onları oluşturan atomlar atılıyor yerine yenileri yapılıyor bu yeniler de yediğimiz besinlerden yapılıyor. ya da vücudumuzdaki enerjiyi sürekli harcıyoruz ve yiyip içtiklerimizden yeni enerji (kalori) alıyoruz. enerji de aynı enerji değil. yani bizi güya ölümsüz yapması gereken enerji bizi sürekli terkediyor yenisi geliyor. öldüğümüz zaman bizi oluşturan atomlar ve enerji belki var olmaya devam edecek fakat dağılacak, bir arada bulunmayacak, bilincimiz yokolacak, bizi biz yapan hiçbir şey kalmayacak. maddeden oluşmak sedat’ı ölümsüz yapıyorsa bir odun da sedat kadar ölümsüzdür. bu şekilde bir ölümsüzlükten söz etmek saçmadır. olsa olsa evrenin ölümsüzlüğünden söz edilebilir, en baki olan odur, fakat onun da bir başı ve sonu olması gerektiğini biliyoruz. öyleyse ölümsüzlük, sonsuzluk diye bir şey yoktur. sonsuzluk kavramı yalnızca matematikte vardır.
abim ‘kalk kalk ben oturucam’ diyo. daha sonra cevabını vericem materyalist sultan : P
buddha geçmiş yaşamlarında bir fil, bir çimen olduğunu hatırladığını söyler. birçok zen adamları, büyük üstadlar da buna benzer şeyler söylemiştir.
biz gözlerimiz kapalı buna inanalım demiyorum. ancak bu adamların dikkatle dinlenmesi lazım. büyük üstadlar bunlar. belki ben de birgün buddha gibi zihnimi çok güzel arındırabilirsem, varoluşla olan bağlarımı bebeklik zamanlarımda olduğu gibi tekrar güzel bir hale getirebilirsem, belki ben de bunu deneyimlerim onlar gibi.
bilimin gidemeyeceği yerler vardır, keşfedemeyeceği şeyler vardır. örneğin evrendeki karmik düzen. (radiohead in klibinde araba adamı kovaladıktan sonra adam arkasını döndüğünde arabanın açığını bulup aynı şeyi arabaya yapıyor. bu karma’dır. karmik düzen vardır. şarkının adı da karma police)
gerçek zen ustaları ölümünden önce ortalama 6 ay içinde öleceğini anlayabilirmiş (bir kaza durumu hariç). beden fısıldar ve gerçekten sessizlik halini koruyabilen insanlar bu fısıltıyı duyabilirmiş.
ben kendime ‘materyalist’ demeyi tercih edebilirim. ama sultan gibi ‘kör materyalist’ değilim. ben gözle gördüğümüz maddenin ötesinde birşeyler olduğunu biliyorum çünkü bunu tecrübe ettim. eğer gerçek ise o halde vardır. eğer ben gerçekle ilgileniyorsam o halde kendime yine ‘materyalist’ diyebilirim. bi dakka işeyip geliyorum.
heh geldim.
yani ayça sen boşver materyalist’i gel sana yoga falan öğretiyim.
bu sitedeki gibi bilgileri öğreniyorsan ve yeterince açık beyinli bir insan değilsen başın belada demektir. (bence çoğunuzun başı belada, kiminin az, kiminin çok)
batılı düşünürler ve bilim adamlarının çoğu hayatın anlamsız olduğunu söylemişler. aslında öyle değil, onlar sadece köklerini kaybetmişler.
sonra da oturup felsefe yapmaya başlamışlar.
dindarlar da hayatlarını anlamlılaştırmak için uyduruk uyduruk şeylere inanmayı seçmişlerdir. onların yaptığı da güzel değil. gerçek değil.
onlar da köklerini kaybetmiştir. ancak öyleymiş gibi davranırlar.(kökleri varmış gibi) öyleymiş gibi davranmak daha kötüdür.
”enerji hep vardı dersek allah ezeli ve ebedidir düşüncesine inanmamamız için de bir sebep kalmaz” diyorsun. bence asıl ‘enerji hep vardı’ demezsen allah a inanmış olursun. en azından potansiyel enerji vardı ki bugün bu kadar enerji var evrende. aksi takdirde ‘allah ın canı sıkıldı yarattı, yoksa öncesinde hiçbişey yoktu’ demiş gibi olursun.
evren hakkında ‘başı var sonu var’ (doğum, ölüm gibi) demek te hiç doğru değil. gerçi benim pek bilgim yok bu konuda ama mantıken şöyle yaklaşılabilir; hayal edebileceğin kadar uzak bir yeri hayal et ve onun 100 milyon katı daha uzak bir yer vardır. ve onun da onun da onun da onun da. hiç bitmez. o halde big bang patlaması bile sonsuz uzay boşluğunda dünya üzerindeki bir sivrisinek sesi kadar duyulmuştur. hatta o kadar bile değil. evren hakkında bu tip yorumlar yapmak yanlış.
newton un saat kavramına göre düşünürsek geçmiş te sonsuzdur. hep daha eski zaman vardır. hep daha eskisi. ama bugün biz canlıyız ve uzayda bir sistem var. o halde gelecek hakkında ”hiçbişey olmayacak, sonu var” demek cahilliktir. bunun dikkatli düşünülmesi gerek.
tek bildiğimiz şey varoluşun bizim var olmamızı istediği. varoluş beni seviyor ben de onu seviyorum. bunu kutlamalıyız. bildiğim tek şey bu. hemen bakkala gidip iki bira kapıp bunu kutlayacağım !! varoluş bir kutlama olmadır. bana katılmak isteyenler gelsin ! Varoluş u kutlayalım.
ve varoluşu gerçek anlamda hissettiğinizde bütün saçmalıkların başınızdan aşağıya döküldüğünü hissedersiniz. geride sadece mutluluk kalır. öfkelendiğinizde bile öfkenizle öyle bir bütünleşirsiniz ki onun da güzelliğini hissedersiniz.
küçük çocukları gözlemlemiş olmalısınız. öfkelendiklerinde öfkeleriyle tam olarak bütünleşirler. bu onların hoşuna gider.
madde bizim yaşamamız için sadece bir aracıdır. onu iyi kullanalım, ama ‘kör materyalist’ olmayalım.